24 Ağustos 2012 Cuma

Deccal ve Masallar - III





Ruslarla Dans ve Bir Garip İhale  -   Av. Efkan Bolaç

ROSATOM ile yani Rus hükümeti ile yapılan anlaşma gereği, Mersin Akkuyu'da yapılması hedeflenen nükleer santralin inşatına 2013’te başlanacak ve 2020 yılında ilk reaktör devreye girecek. Ancak Rosatom’un şimdiye kadarki pratiklerine bakarsak 7 yıl içinde bu santrali işletmeye alması zor görünüyor. Yapılan anlaşma ise her haliyle mantık ve hukuk kurallarını zorlar niteliktedir.
Buna göre: Türkiye 15 yıl alım garantisi verecek ve bu alım 15.33 centi geçmeyecek, 12,35 cent ortalama ağırlık üzerinden olacak ve yıllara göre revize edilecektir. 
ABD’nin elektrik maliyetlerine bakarsak; hidroelektrik için 3,5 cent, kömür için 1,8, doğalgaz için 3.42 harcayan bu ülke nükleer için 2.13 cent ödüyor. Çarpıcı rakamlar da buradan itibaren başlıyor. 
1999 yılına ait verilere göre, hidroelektrik enerji üreten bir sistemin yapılması için kilovat başına 1500-2000 dolar harcanması gerekiyor ve bu fiyat tüm ülkelerin enerji maliyetinin ortalamasına denk geliyor. Kömürle çalışan bir enerji tesisini yapmak için ise kilovat saat başına harcanması gereken maliyet 700-1000 dolar arası. Tüm bunlar arasında en düşük maliyetli olan ise doğalgaz; kilovat saat başına 350-500 dolar harcanarak tesis kurulabiliyor. . Aynı güçte bir nükleer reaktörü kurmak için ise kilovat saat başına 3500-5000 dolar gibi bir maliyeti gözden çıkarmak lazım. 
En ilginç olanı da şu; diyelim ki bu tesisleri aynı güçlerde yaptınız ve bir sene sonra bunu piyasada satmak istediniz. İkinci el konumuna düşen tesislerin piyasa satış değerleri şöyle olacak; hidroelektrik üreten tesis kilovat saat başına 1775 dolar, kömür tesisi işletmesi 665 dolar, doğalgaz tesisi 240 dolar ve nükleer reaktör tesisinin yani bitirilmiş ve çalıştırılmış bir nükleer tesisin satış fiyatı kilovat saat başına 113 dolar olacaktır. 
Yani nükleer, ikinci elde maliyetinin 1/50 sine ancak satılabiliyor. Bu arada dikkat edilmesi gereken maliyet nükleer enerjini 2.13 cente mal olduğudur bunun üzerine vergi ve diğer giderleri koyduğumuzda ve şirket karını da eklediğimizde ortaya çıkan rakam ülkelere göre değişse de 4-7 cent arasında olacaktır. Özetle dünyanın en pahalı benzinini kullanan ülkemiz, dünyanın en pahalı enerjisini de kullanmak zorunda kalacaktır. 
BU NASIL ANLAŞMA?

15 yıllık inşa süresinin ülkemize maliyeti yaklaşık 71 milyar dolardır. Tahkim şartı gerekçesiyle Türkiye eğer santralin yapımından vazgeçerse bir anlamda bu rakamın içerisindeki mahrum kalınan karı ödemek zorundadır. 
Yine bu bölge yani Akkuyu, denetim dışına çıkmakta ve santral ömrü boyunca Rus toprağı olarak addedilmektedir. Anlaşma koşulları doğrultusunda en ilginç madde ise Rosatom’un Türkiye’de kurduğu şirket hisselerinin %49’unu yerli veya yabancı şirketlere satma hakkının olmasıdır. Yani şirket ileriki yıllarda kendisine ortak alabilecektir. SİZCE BU ORTAK KİM OLACAKTIR? 

Yine Rus’lar Akkuyu Nükleer santralini toplam 20 milyar dolara mal edeceklerini söylediler (son eskalasyon ve enflasyon değerlemeleri ile 28 milyar dolara revize edildi). Ancak Prof. dr. Hayrettin Kılıç bu rakamın abartıldığını ve maliyetin 10 milyar dolarlarda olması gerektiğini söylüyor. Bu durumda kalan miktarın anlamı nedir? ve nereye ne için kullanılacaktır? Acaba bu kalan rakamda sevda tepesi karşılığında geldiği veya geleceği söylenen* para gibi mi olacaktır? 

Yine anlaşma gereği santralde sorun olması durumunda işletici zararları karşılayacaktır deniliyor. Ama bu zararın miktarı ve Rus devletinin garantisi bulunmamaktadır. Sigorta şirketleri nükleer santraller ile ilgili sorumluluk sınırlarını açıkladılar. Buna göre 700 milyon euro ile sınırlıdır ödeyecekleri miktar. Bu miktar Fukuşima’nın verdiği zarar ile karşılaştırıldığında devede kulaktır. Yine atıkların nasıl muhafaza edileceği ve ne şekilde imha edileceği de açıkça belirlenmemiş bu da Rosatom’un inisiyatifine bırakılmıştır. Bu kadar teslimiyetin sebebi nedir? ve halka rağmen neden yapılmak istenmektedir? Bunu hükümet dışında kimse bilmemektedir. Devletin âli menfaatleri kelimesi ile açıklanamayacak kadar muğlâk durumlar mevcuttur. 

Akkuyu nükleer santrali Antalya’ya kuş uçumu 150 km yakınlıkta olup bu kadar yakında nükleer santral işletip aynı zamanda turizmi idame ettirmek mümkün müdür? Yapılan araştırmalar Antalya yakınlarında bir nükleer santral olması durumunda gelen turist sayısının ciddi anlamda düşeceğine işaret etmektedir. Türkiye’nin Antalya havzasında turizmden yılda 17 milyar dolar kazanıldığı düşünülürse yapılmak istenenin ne kadar saçma bir uygulama olduğu anlaşılacaktır. 

Hükümet iddia etmektedir ki ülkeye nükleer teknoloji gelecek; böyle bir durumun olamayacağı anlaşmanın içerisinde net bir şekilde bulunmaktadır. Know-how sistemi doğrultusunda sadece 10 kadar mühendis nükleer santralin işletilmesini öğrenecektir, Teknolojiyi değil. 

Yine nükleer anlaşma içerisinde bulunan denenmişlik şartı yerine getirilmemiştir TBMM’ye sunulan soru önergesine verilen cevaptan da anlaşılacağı üzere bu reaktör hiçbir yerde ticari anlamda denenmemiştir. Ötesi Rusların yaptığı benzeri üçüncü nesil reaktör İran’da işletmeye alındıktan 15 gün sonra kapatılmış ve ne zaman açılacağı konusunda tarih bildirilmemiş yeniye yakın tekrar işletmeye alınmıştır. Bu anlamda da güvensiz bir reaktördür. 

KİMİN İÇİN NÜKLEER ENERJİ?


Yine anlaşmanın 3. Maddesinin 3. fıkrasına göre; Türkiye Cumhuriyeti’nde nükleer yakıt üretim (zenginleştirme) tesislerinin kurulması ve işletme de dâhil olmak üzere nükleer yakıt döngüsü hakkındaki işbirliği ve teknoloji transferini yasallaştırmak üzere, 2.2.2010 tarihinde Yakıt Zenginleştirme Yönetmeliği de Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Söz konusu yönetmelik incelendiğinde görülecektir ki, Akkuyu’da kurulacak nükleer santralin asıl amacı, Türk halkının kullanımı için elektrik üretmek değil, bu bölgede kurulacak uranyum zenginleştirme ve yakıt fabrikasyon tesislerine elektrik üretmektir.
İmzalanan anlaşmada, Rus şirketi Rosatom’un üretilen elektrik enerjisini Türk halkına satma mecburiyetinin olmaması, yine asıl yatırım amaçlarının, Akkuyu üzerinden, Rusya’nın Dünya piyasasına daha kârlı zenginleştirilmiş uranyum yakıtı satmak olduğunu ortaya koymaktadır.

En önemlisi de bu anlaşmanın 16. maddesine göre, bu nükleer tesiste meydana gelecek ciddi bir kaza sonucunda “üçüncü taraf sorumluluğu”,(sınırı aşan zarar) yani komşu ülkelerde meydana gelecek maddi zararların sorumluluğu, uluslararası anlaşmalara göre, Türkiye Cumhuriyeti’nin olacaktır.

RUSYA’NIN NÜKLEER EYALETİ AKKUYU…

Bu anlaşmanın 6. maddesine göre, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren Rus tarafının inşaata başlaması için gerekli belge ve izinler için bir yıl içerisinde başvuruda bulunması gerekiyor aksi halde Türk hükümetinin anlaşmayı feshetme yetkisi bulunuyor. Bugüne kadar Akkuyu’da kurulacak nükleer santralin inşaat lisansı aşamasına kadar olan belge, izinler; yer lisansında olduğu gibi 30 yıl önce verilmiş olup, hâlâ içeriği ve 2012 yılındaki geçerlilikleri tartışma konusudur.
Akkuyu’da Avrupa standartlarına ve son 30 yılda dünyada çalışan nükleer reaktörlerin ABD Kaliforniya deniz kıyılarında meydana getirdiği ekolojik felaketler de göz önüne alınarak gerçek anlamda bilimsel bir Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporu hazırlanması gerekmektedir. Bu durumda ise, bu çalışmaların birkaç yılı aşacak araştırma süreci gerektireceği kaçınılmaz bir gerçektir.
Böylece, dünyada örneği olmayan ve ilk kez Türkiye Cumhuriyeti’nin bir toprak parçası, başka bir yabancı devlete, yani Rusya’ya Akkuyu’da bir “nükleer eyalet” kurulmasına bölge halkına referandum şansı verilmeden bedelsiz bağışlanıyor. Bu proje süresince binlerce yabancı işçinin çalışmaya başlaması ile, bu durumun bölgenin sosyokültürel ve ekolojik yapısına nasıl etki edeceği hesaplanmıyor.

Anlaşmanın 9. maddesine göre, Rus tarafına, yani ASE inşaat şirketine Rus menşeli malları (iş ve hizmet) kullanma yetkisi vererek, bu projede çalışacak Türk iş gücünün ve inşaat sanayinin de önü kapatılmıştır. 
Elektrik alım-satımını içeren 10. maddeye göre; Türk tarafı 1. ve 2. ünitelerin üreteceği elektriğin yüzde 70’ini, 3. ile 4. ünitelerin üreteceğinin yüzde 30’una karşılık gelen sabit miktarın, her bir ünitenin ticari işletmeye alınma tarihinden itibaren 15 yıl boyunca fiyat üst tavan limiti olan 15.33 ABD sent/kWs geçmemek şartı ile 12.35 ABD sent/kWsaat ağırlıklı ortalama fiyattan satın almayı garanti ederek, diğer iki ünitede üretilecek elektriğin Ruslar tarafından serbest piyasada ve satış fiyatına bir limit koymadan spekülatif bir pazarda satılmasına izin vermektedir.

Akkuyu’nun coğrafi konumu, soğutma suyu olarak kullanılacak deniz suyunun yüzde 39 tuzluluk derecesi ve yapımda kullanılacak Rus malzemesinin kalitesi göz önünde tutulursa, bu santralin kârlı ticari ömrü zaten 15 yılı geçmeyecektir. 15 yıllık bir çalışmadan sonra bu santralin onarım, bakım ve modernizasyon masrafları hesaba katılırsa bu santralin kar getiren bir enerji kaynağı olmayacağı açıkça görülecektir. Ayrıca işletme süresince Türkiye’de veya bu bölgede meydana gelebilecek bir elektrik enerji krizi sırasında, Rus tarafının ürettiği enerjiyi kriz süresince Türk tarafına satma zorunluluğu yoktur. 

Enerji bakanı Taner Yıldız, bu anlaşma ile enerji anlamında Rusya’ya bağımlılığımızın artacağı tezini reddetmiş ve nükleeri yerli üretim gibi görmüştür. Hâlbuki var olan verilere göre doğal gazda %64 ve petrolde %35 gibi Rusya’ya bağımlı durumdayız. Bunu enerji anlamında göstermek gerekirse %62 civarında enerji üretiminde Ruslara bağımlıyız. Enerji Bakanı’nı şu an kabinede olan Ahmet Davutoğlu 19 eylül 2008 yılında yaptığı bir konuşmada yalanlamıştır. Rusya Gürcistan arasında bir çatışma olması durumunda Türkiye’nin alacağı konumu anlatan Davutoğlu şöyle demiştir: 
“Türkiye’nin coğrafi koşullarını anlamanızı rica ediyorum. …

Rusya’yı ekonomik olarak izole ederseniz, Türkiye bunu kaldırabilir mi? Ne yazık ki, bu gerçeği kabul etmek zorundayız. Türkiye Rusya’ya enerjide % 75-80 oranında bağımlıdır. Bir Rus – Amerikan veya bir Rus – NATO çatışması istemiyoruz…” 

İktidarın hal-i pür melali budur. Bu sebeple gerçeği tersinden söylemenin anlamı yoktur. Yapılacak santral ile bağımlılığımız çok daha fazla artacaktır. 


Rusya kendi topraklarında bile akkuyuda kurmak istediği reaktörün bir alt modeline izin alamamış olup yine Bulgaristan Belene’de de hüsrana uğramıştır. 

Yapılmak istenen oldubittinin ne olduğu tam olarak bilinmemekte durum ile ilgili hükümetin kraldan çok kralcı tavrı devam etmektedir. 

BİR GARİP İHALE ÖYKÜSÜ!!!

Akkuyu Nükleer santral ihalesine tek teklifin verilmesi ve teklifin yüksek görülerek ihalenin iptali edilmesi sonrasında devreye yeni bir aktör girdi: Çalık Holding. 
Taraf Gazetesi’nde "Erdoğan Çalık’ın temsilcisi" başlığıyla yayımlanan (19 Mart 2012) Wikileaks belgelerinde aslında Akkuyu’da nükleer ısrarın perde arkası da tüm çıplaklığı ile anlatılmaktadır. 
Wikileaks'in yayımladığı Stratfor maillerinde; Türkiye'nin Rusya ile yürüttüğü Samsun-Ceyhan boru hattı ve nükleer enerji işbirliği konularını, Çalık Grubu adına Başbakan Erdoğan'ın yürüttüğü iddiası yer aldı.

Yazışmalarda Rus tarafı ile Çalık grubunun görüşmediği, iş görüşmelerini bizzat Erdoğan’ın yaptığı iddia edilmektedir. Yine bu konuda Çalık Grubu’nu dev şirket haline getirenin de AKP iktidarı olduğu belirtilmektedir. Çalık Grubu’nun CEO’sunun, Başbakan’ın damadı olduğunu hatırlatırsak zannedersem gelişmenin ne boyutta ilerleyeceği malum hale gelecektir. Ancak bunlar stratfor’un iddialarıdır. 

Ancak nükleer anlaşma yapılmasının hemen ertesinde yani 16/12/2010 tarihinde Rus Devlet’inin petrol şirketi Rosneft, uluslararası petrol ticareti ve Türkiye pazarı konularında bir şirket ile işbirliğine giderek ortaklık kararı aldı. Ortaklık yaptığı şirket Çalık Holding’ten başkası değildi.

Şu soru ise sorulmadan geçilemeyecek bir soru: Acaba bunlar birer tesadüf mü? Akkuyu nükleer anlaşmasında, Rusya hükümeti, hissenin %49’unu istediğine satabilir denilirken özellikle bir şirkete mi işaret ediliyor? 

Pek çok çevreci örgüt ve parti bu anlaşmanın hukuki olmadığını ve rant projesi olduğunu iddia etmekte ve doğaya zararının değil getireceği karın ön planda olduğunu söylemektedir, ki kar getirmeyeceğini de uzun uzun anlattık.

Bir garip ihale öyküsünü ve AKP iktidarının yarattığı yeni aktörü Sanırım ileriki zamanlarda bir hayli duyacağız.

1-Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Boğazın en güzel manzarasına sahip, tarihsel öneme sahip Sevda Tepesinin Suudi Arabistan Kralı’na satıldığının duyulması üzerine, ‘’Suudi Kralı’ndan 10 bin milyar dolar geldi’ şeklinde bir açıklama yaptıktan sonra gelen tepkiler üzerine ‘ Dilim sürçtü, geldi demedim gelecek dedim’ şeklinde sözlerini düzeltmişti. 





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder